Uncategorized

Seve seve

Aşkın vahşetinden

Bitik düşse de körpe bedenim

Seni seve seve bin kere daha sevebilirim

Uğruna bitip tükettiğim ömrümün

Son nefesini senin isminle mühürleyebilirim

Reklamlar
Standart
Uncategorized

Aşk…

Daha yüzme bile bilmeden

Fırtınalı bir denizin ortasında yalnız,

Kalakalıyorum…

Ufacık bir ışık süzmesi dahi göremeden,

Aşkın kör ettiği gözlerimi yumup

Kilometrelerce körlemesine…

İlerliyorum…

Kalbimin sesini dinliyorum

Biliyorum…

Biliyorum ki çok yanlış yapıyorum.

Standart
aşk, özgürlük, blog, deneme, edebiyat, gelecek, hayat, kafes, kafesdergi, serbest, Uncategorized, yazı, şiir

“Bir insanı mutlu edecek her şeye sahiptim. Ama bir kez olsun “çok mutluyum!” diyemedim. “

Bir insanı mutlu edecek her şeye sahiptim.

Ama bir kez olsun “çok mutluyum!” diyemedim.

Her şey, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir anda başlamıştı. Belki ben daha doğmadan önce alnıma, belki de dünya henüz binlerce derecelik bir alev topuyken ve günün birinde soğuyup şekli şemaili dahi henüz belirsiz binlerce canlıya bereket olacağı bilinmeyen dönemlerde yazılmıştı kaderim.

Belki dünyada ciğerlerimi yakarak beni yeniden dirilten ilk teneffüsümden itibaren bilinçli bilinçsiz seçtiğim her yol da şekillendirmişti köklerini, antik çağlara dayanan bu ağacın.

Yine böyle sıcak, ama insanın tenini okşarcasına esen tatlı bir yaz akşamında

Ayaklarıma kapanan ulu denizin kıyısında

Sanki kaderimi yeniden yazıyormuşçasına

Dinlerim dalları birbirine karışmış ulu ağacımın sözlerini

Gözden geçiririm geçmişimi

Yaptığım hataların her birini…

Sanki kendi kalbimdeymiş gibi, sanki benim kalbim ona hayat veren ana damarlarmış gibi

İnanılmaz bir büyüme hissi ve tutsaklık duygusu hissederim aynı anda.

Tutkuyla bağlanırım bir an içimde dallanıp budaklanan büyüme hissine

Bir an olsun aklımdan çıkaramadan…

Ne yaparsam yapayım gidemeyecektim bu topraktan bir karış ötesine

Ve ne yaparsam yapayım kurtulamayacaktım bu histen

İçimde sürekli bana imkânsızı fısıldayan şeytandan

Elimde olan her şeyi yakıp yıkma isteğinden

Ve işte o an anladım tekrar ki

Her şeye sahiptim mutluyum diyebilmek için

Her şey doğruydu bu hayatta belki de

Ben haricinde…

 

Bir insanı mutlu edecek her şeye sahiptim.

Ama bir kez olsun tertemiz havayı ciğerlerime doldurup “çok mutluyum!” diyemedim.

Standart
Uncategorized

Sevgi mi Aşk mı?

Sevgi mi önemlidir aşk mı,

Sevmek mi sevilmek mi?

Birini kusurlarıyla kabul edebilmek mi daha güçtür yoksa her kusuru yok etmek için amansız bir mücadeleye girmek mi?

Affetmenin, kabul etmenin büyüklüğü nerelerdesiniz? Aşkın her türlü kusurun üzerini çizen kalemi, hayal kurmanın zihnimdeki kara bulutları dağıtan o tertemiz havası kaç zaman oldu sahi görüşmeyeli? Mutluluktan nem kapmış bir ilişki, her türlü olumsuzluğu kaldırabileceğine emin olduğun bir insanı sonuna kadar zorlamanın verdiği kendinden tiksinme hissi…

Sevilmenin karşı koyulamaz rahatlığı ve sevmenin inanılmaz zorluğu… Tüm kusurları gören gözler ve her şeyi unutmak isteyen bir zihin… Sahi, düzelecek mi her şey birer birer kurtulunca anılarımdan?

Unuttuklarım, kalp kırıklarımı da alıp götürecek mi benden?

Silik hatıralarım neyi götürür benden bilemem ama içimde hiçbir zaman dolamayacağını bildiğim bir boşluk var ve ben o boşluğu doldurmaya çalışırken insanları kurban etmekten yoruldum.

Bu kadar kötü bir insan olmadığımı bile bile kötü seçeneklere mahkum kalmaktan yıldım. En ufak bir yanlışın üstünü çizmekten, mükemmellikten vazgeçememekten, en iyisine hazır olmadığımı bilmeme rağmen, kendimi yok etme pahasına arzulamaktan, kendimden çok uzakta olsa da bir gün ulaşmayı hedeflediğim yollardan dönememekten, kendime aileme verdiğim sözlerden

Yoruldum…

Standart
aşk, özgürlük, blog, deneme, edebiyat, gelecek, hayat, kafes, kafesdergi, serbest, Uncategorized, yazı, şiir

Ne anlamı vardı?

Nefes almak için yetmez ciğerlerinin hava ile dolması,

Hayatla dolmayı arzu etmeli bütün bedenin.

Kalp beceremez sevmeyi,

Sen kendini olduğun gibi kabul etmeyi kabullenemedikçe…

Kırmak için sürekli çabaladığın o kabuk,

Daraltıyor içimi sen genişledikçe

 

Ve sen…

Bütün engelleri aşmaya çalışırken,

En büyüğünün kendin olduğundan habersiz…

Gelecekten ümitsiz

Bir o kadar da beklenti dolu…

 

Ve ben…

İçine hapsolduğum bu karanlık odada,

Teker teker yoklayarak bütün duvarlarını

Bulmaya çalışıyorum bir çıkış yolu

Peki ya bunca zamandır oda karanlık değil de

Benim gözlerim kapalıysa?

Peki ya görmeyi hayal ettiğin şeyler

Aslında görmekten en çok korktuklarımsa?

Ve ben aslında sadece küçük bir çocuk gibi yorganımın altına saklanıyorsam?

Ve sen beni uyutuyorsan?

 

Herkes beni sarsılmaz bir güç kaynağı olarak görürken

Ben durgun bir nehirde bile gitmeyi beceremeyin delik deşik bir balıkçı teknesiysem

Peki ya okyanuslara açılmayı planlıyorsam?

Bir hayal ne kadar büyük olursa bizim için o kadar iyi midir,

Yoksa bazı şeyler için hiçbir zaman yeterli olmayacağımızı kabul mü etmeliyizdir?

Peki ya ümit?

Bir gün okyanuslara açılmayacaksa yolları bu nehrin,

Ne anlamı vardı ki yüzmenin

Yüzlerce, binlerce milin

Ne anlamı vardı?

 

Sen benim geleceğimsin

Bense kendim…

Nereden görebilirdin ki senin için yaptıklarımı,

Nereden bilebilirdin

Ben senin hep arkandayken,

Ve senin yüzün hep ileri dönükken,

Nereden görebilirdin ki

Nereden bilebilirdim…

Ben senin yıkılan umutların,

Sense benim yükselen ümitlerim…

 

Zor şey insanın kendini anlamasını,

başkalarınınki kolay da,

Kendi için yaptıklarına minnet duyması

Aşık olmak değil zor olan,

Kendini sevmek…

Kolay şey hayal kurmak,

Önemli olansa inanmak…

Yıkılan hayalleri de, kurulan ümitleri de

Başardığın her şeyi ve tökezlediğin her yeri

Benimseyebilmek…

Önemli olan kendinden bir “ben” yaratabilmek…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Standart
özgürlük, blog, deneme, edebiyat, gelecek, hayat, kafes, kafesdergi, serbest, Uncategorized, yazı, şiir

Kafes

Asla çıkamayacağını bile bile içinde bulunduğu iç daraltıcı metal küçük kafesin demirden örülmüş parmaklıklarını adeta parçalamak istercesine, kendisine göre kocaman ama kafese göre küçücük ve etkisiz kanat hamleleriyle döven zavallı bir kuş gibi hissediyorum kendimi…

İçimden taşan, taşmak isteyen bütün duyguları, hayallerimi, planlarımı  hapsetmekte çok zorlanıyorum artık. Hayatımla ilgili kararları kendi başıma alamamaktan, büyük bir hevesle planladığım birçok şeyi gerçeğe çevirememekten ve çevirdiklerimi de başkalarının çarpıtılmış gerçekliklerine ve uygunluk anlayışlarına göre düzenlemek zorunda olmaktan usandım…

İnsanların, en yakınımdaki insanların, beni anlamamasından, “benim iyiliğime” olduğunu düşündükleri şeyleri zorla bana dayatmalarından, ve benim de tıpkı kendileri gibi “düşünebilen” bir organizma olduğum gerçeğini anlayamamalarından usandım…

Milyonlarca yıldır orada olan onlarca tonluk bir kayayı yontmaya çalışan biçare bir dalga gibi hissediyorum kendimi. Biliyorum, belki zaman içinde yol alabilirim biraz, kendimi ispat edebilirim, o sert kayaya bile kendi yolumu öğretebilir ve onun bana uygun gördüğü yoldan geçmek zorunda kalmaktan kurtulabilirim.

Ama o kadar vaktim de sabrım da yok artık benim.

Neden hiçbir zaman yeterli olmuyor bugüne kadar ispat ettiklerim?

Usandım…

Ait olduğum yoldan zorla alıkonulmaktan yoruldum

Yara bere içinde kaldı kanatlarım bana dayatılan hayatın kalın duvarlarını yıkmaya çalışmaktan.

Çok yoruldum.

Ama her seferinde kendime çıkan bir ışık buldum…

Artık sadece yürümek istiyorum…

Kendim için seçtiğim ve uğruna çok çalıştığım kader yolunda başkalarının ayak izlerini takip etmek zorunda kalmadan kendi yolumda ilerlemek istiyorum.

Açın kafesimin kilidini

Artık keşfedilmeye değer milyonlarca şeyle dolu hayatı KENDİ kararlarımla tanımak istiyorum.

Belki onlarca kez geçtiğim yolları, canım İstanbul’u ve tüm dünyayı kendi adımlarımla karış karış gezmek, hissetmek istiyorum.

Sahip olduğum diğer bütün nefeslerimi konakçısından ayrılamayan bir parazit gibi değil, cesur ve hür bir kuş gibi yaşamak istiyorum.

Benim canım en çok bu manevi tutsaklıktan yanıyor

Anlamıyorsunuz…

 

En çok da neyden korkuyorum biliyor musun?

O kadar uzun bir zamanımı almış ki bu özgürlük savaşı

Bundan onlarca yıl sonra,

Belki orta yaşlarımda

Bir bakmışım ki unutmuşum ne için savaştığımı

Ve vazgeçmişim çabalamaktan

Kendi kafesinde yaşamaktan mutluluk ve övünç duyan

Basit bir tutsak olup da çıkmışım…

Şu an karşısında durduğum ne varsa hepsine sahip olmuşum…

Uçma hayalini kuran minik kuş

Hayatın karmaşasından ve daha binbir türlü anlamsız bahaneden

Kanat çırpmayı bile unutur olmuş…

Kendi kafesimin kilidini kırmayı ümit ederken

Kırılan tek şey hayallerim olmuş…

Ve ben nefret ettiğim ne varsa

“O” olmuşum…

 

 

 

Standart
blog, deneme, edebiyat, gelecek, hayat, kafes, serbest, Uncategorized, yazı

Haksızlık Umudu Öldürür

Etrafımdaki çoğu insan sorgular küçücük olaylara takılmamı. Oysaki bilmezler, anlayamazlar… Ben ne o küçücük olaylara, ne de onların sonuçlarına takılırım. Benim derdim hep “neden”lerle…

En ağır darbeyi bile mantıklı bir sebeple kabul edebilirim. İnsanların affedilemez gördüklerine affedebilirim, sadece bir parmağımla tertemiz  yeni bir sayfa açabilirim…

Ama bir sebep bulamazsam, bozuk bir plak gibi devam ederim sormaya “neden?”, “peki neden?”…

Kendimden başka kimseyi tüketmediğimi bilerek devam ederim sormaya…

Ta ki sorumun cevabının olmadığını kabul edene kadar, başkasının yaptığı bir hata yüzünden kendimi tamamen tüketene kadar…

Ve o zaman acı gerçekler buz gibi bir rüzgar misali çarpar suratıma. Bir neden yoktu aslında, en başından beri yoktu. Sadece haksızlık…

İşte o ufacık nedensizlik, o haksızlık, ne kadar küçük gözükse de başkalarının gözüne, öyle sinsi bir darbe vuruyor ki gelecek için adım adım taşlarını dizdiğim umutlarıma. Yerle bir oluyorum bir anlığına.

Gelecek için elimde hiçbir şey kalmamış gibi, kapkara bir kışa hazırsız yakalanmış bir karınca gibi hissediyorum…

Sabırla üst üste dizdiğim umutlarımın yıkılışlarını izledikten ve bir anlığına artık bir ritüel haline gelmiş bir şekilde insanlık için üzüldükten sonra, bir karıncanın çalışkanlığı ve bir ağustos böceğinin umursamazlık maskesi ile tekrar başlıyorum inşaa etmeye yıkılan ümitlerimi. Yüzümde her zamanki gibi dışarıdan mutlu, içeriden ifadesiz bir gülümseme…

Elimden ne gelirse işte…

Ve işte bu yüzden haksızlık umudu öldürür.

Ufak gibi gözüken darbeler ise aslında bazılarımız için ölümcüldür…

 

Standart