aşk, deneme, edebiyat, gelecek, hayat, serbest, Uncategorized, şiir

Tek Bir Kalbin Karşılayamayacağı Kadar Kalabalık Bir Zihin

Geçen onca günün ardından iyileşebilirim sanmıştım. Yeni bir okul, yeni bir yaşam, yeni bir ev beni değiştirebilir sanmıştım. Ama ne iyileştim ne de değiştim… O kadar korktum ki yalnız kalmaktan bir an bile boş bırakmadım kendimi, bir sürü insanla tanıştım, istemeden bir tanesini kendime aşık ettim. Sevilmenin beni iyileştirebileceğine inandım çünkü ama ne onun beni daha yakından sevmesine izin verdim ne de iyileştim. Her zaman olduğu gibi her şey tam güzel giderken, hayatımı rayına otutturmuşken, pervasızca aşkı arıyorken yine çarptım o “görünmez duvara”, mutluluğum ve benim aramda duran en büyük engele, kendime, anlam veremediğim hislerime… Bırakın iyileşmeye çalışmayı, bir başkasının yardım etmesine dahi izin veremiyorum. Sadist bir zevk alıyorum sanırım melankoliden. Belki yanlıştır iyileşmeyi beklemek, belki ben böyleyimdir…

Geçen onca gün sırf düşünmeye bile vaktim kalmasın diye bir saniye bile boş bırakmadım kendimi, ama dayanamadım artık etrafımdaki onca insana, anlamsız boş konuşmalara, anlam yüklenmeye çalışılan boş bakışmalara dayanamadım…

Ve şimdi yalnızım… Uzun zamandır üzerine kalın bandajlarla örtmeye çalıştığım kalp kırıklarım yine çıktı yüzeye, canımı acıtıyorlar belki ama ben bunu seviyorum. Birine aşık olmayı değil, aşık olma ihtimalimi seviyorum. İnsanlarla birlikte olmayı sevdiğim kadar insanlardan nefret ediyorum ve evet yalnızlıktan korktuğum kadar yalnız olmaktan hoşlanıyorum.

Beni mutsuz eden, korkutan ne varsa hepsine bünyemde sahip olmayı seviyorum. Kendi canımı acıtmayı ve bu şekilde küçük bir çocuğun rüyadan uyandığını anlamak için kendini cimciklemesi gibi ben de kendi canımı yakıyorum. Hayatta olduğumu hissetmek ve kendi yolumda olduğumu doğrulamak için. Kendimle alakalı nefret ettiğim ve değiştirmemin imkansız olduğu her şeyin intikamını almak için yakıyorum canımı.

Kendimi sevmediğimden değil ama sevmekten korktuğum için kaçırıyorum belki de hayatı. Başkasının beni sevmesini bir türlü anlamlandıramadığım için aşkı imkansızlaştırıyorum yüreğimde. İçimdeki tutkuyu, isteği ve amatörlüğü örtüyorum hiç de amatörce olmayan bir şekilde.

Yalnız kaldığım ilk andan itibaren ise tekrar başlıyorum eski defterleri açmaya. Ama bu sefer kanatmak için değil de eski yaraları, sanki kurtarmaya çalışıyorum kendimi bile isteğe battığım bu bataklıktan.

Tek bir kalbin karşılayamayacağı kadar kalabalık aklım. Çelişkilerle dolu…
Yüreğimin tek isteği kör kütük bir aşk iken,
Aklım sadece yakmak istiyor bu bedeni
Benden geriye küllerim bile kalmayıncaya kadar yakmak istiyor.
Ama seviyorum ben yaşamayı
Seviyorum ve savaşıyorum hakketmek için aldığım nefesleri
Sadece bilmiyorum
Kendimi nasıl mutlu ederim bilmiyorum…

Reklamlar
Standart
aşk, deneme, hayat, serbest, Uncategorized, şiir

Lütfen

Tam sökmeye çalışırken kalbimden seni

Daha da derinlere gömdüm sevdanı

Tam acını artık hissetmem derken

Daha çok acıttın canımı…

Seni sevmeye en çok ihtiyacım olduğunda

Yokluğun karşıladı beni

Ve şimdi fotoğraflarına bakarken gece yarısında

Göz yaşları ağırlıyor beni

İçime doğru…

Ben sana gelemezken

Ve sen beni görmezken

Sel oldu içime akıttığım gözyaşlarım

Zorlanıyorum artık bu yükü taşımaktan

Sensizliğin zihnimde oluşturduğu keşkelerden

Yoruldum…

Ya gel,

Ya da git artık bu bedenden

Yorgun düştü kalbim bu sevdayı taşımaktan

Anla beni lütfen

Gel bana

Lütfen…

Standart
deneme, din, edebiyat, gelecek, hayat, serbest, Uncategorized

Hayat Treni

Kim olduğumuzu verdiğimiz kararlar belirler. Hayatımızı, kim olmak istediğimizi, kaderimizi biz çizeriz. Düşünsenize kaderin varlığına inanmak bile bir karardır aslında. Aksi takdirde bir yaratıcının olduğuna inanmak ya da inanmamak nasıl kader olabilir ki? İnsan daha yeryüzüne inmeden onun “inancı” elinden alınırsa din sistemi nasıl adil olabilir?

Bence bu dünyada herkes kendi amacını kendi belirler. Herkesin içindeki ses farklıdır, gördüğü rüyalar, hayaller, onu mutlu eden şeyler bambaşka… Ve böyle bir dünyada aynı dine mensup olduğunuz insanların hepsinden farklı bir yaratıcıya inanırsınız. Boşuna dememişler “Her zerre bütünün bilgisini taşır.” diye ve bize bu fani hayatımızda düşen sorumluluk ise her zerremizi mümkün olduğunca yüceltmektir. Kendimizi hangi amaca ait hissedersek, hangi davanın insanı olursak olalım, ister bu dünyayı sağdan isterse soldan görelim fark etmez… Tek arzumuz kendi “doğrumuzu” yücelterek evrensel bir doğru haline getirmektir. Burada kaçırdığımız husus ise hepimizin aynı evrende, aynı galakside, aynı sistemde, aynı gezegende yaşayan aynı tür canlılar olmamıza rağmen her birimizin bambaşka bir dünya bambaşka bir evren; bir nevi “Hak’tan bambaşka bir zerre taşıdığımız gerçeğidir. Fiziğin en sağlam duvarlarından biri, Newton yasaları bile kendi gezegenimizden ötesini anlatmakta eksik kalırken nasıl olur da başkalarının evrenlerine kendi doğrularımızı dayatmaya çalışabiliriz ki?

Bu hayatta yaşayarak öğrendiğim iki şey var: Birincisi, Herkesin kendine göre , bambaşka bir dünyası vardır ve senin ona saygılı olman gerekir. İkincisi ise kavgaların genellikle bir tarafın haklı bir tarafın haksız olduğu için değil, iki tarafın da kendince haklı olduğu için çıktığı gerçeği.

Oysaki kabul etsek… Kendimizden başka doğrular olduğunu, aynı zamanda çok güçlüyken çok güçsüz olduğumuzu, birçok zorluğun üstesinden gelmeye programlanmış olmamıza rağmen bazı meseleleri çözmekte yetersiz kalabileceğimizi…

Hayatta gerçek olduğunu tamamen savunabileceğimiz tek şey geçmiş zamandır ve buradan yola çıkarak öldüğümüzde bütün hayatın bizim için geçmiş bir zaman olacağını farz edersek o zaman bu hayatta gerçekten sahip olduğumuz tek şeyin bu hayat olduğu sonucuna ulaşabiliriz ve hayat tek yön bir trene benzer bir daha asla geçtiğiniz yerleri göremeyeceğiniz, her geçen saniyede treniniz ilerledikçe bir kısmı geride bıraktığınız bir yol…

Öyleyse öğrenin.

Nereye gittiğinizi

Ne için gittiğinizi

Nasıl gitmek istediğinizi

Kimlerle gitmek istediğinizi…

Çünkü böyle bir şans insana sadece 1 defa verilir.

 

Öyleyse eğlenin.

Hayatı yaşamak istediğiniz gibi yaşayın

Başkalarının yersiz ve gereksiz gözlemlerinden uzakta sadece gerçekten görmek

istediğiniz yerlere doğru ilerleyin

 

Ve asla unutmayın…

Kim olduğunuzu ve kim olmak istediğinizi

Etrafta onca yalnızlık, yanlışlık, yolsuzluk, zulüm ve savaş olsa da size bir pusula gibi hep doğruyu işaret eden yüreğinizin yerini

Size Hak’tan emanet olan içinizdeki o zerreyi

ve sevmeyi

SAKIN UNUTMAYIN…

 

 

 

Standart
Uncategorized

Hataydı Sevmek

Hataydı belki de sevmek,

Hataydı göz bebeklerinde kendi yansımamı görmeyi düşlemek

Hataydı en başında seni istemek

Hep düşünürdüm insan bir şeye kendisine zarar verdiğini bilerek nasıl bağımlı olabilir diye

Şimdi anladım…

Kelimelerle ifade edemem belki vücudumdaki acıyı

Milyonlarca parçaya ayrılmış kalbimin sızısını…

Zihnimde oluşan hayal kırıklığını

Hafızama iyice kazınan bu güvensizliği…

Yanlış anlama lütfen

Sana değil bu inançsızlık

Kendime inanmıyorum ben

Hem nasıl inanabilirim ki böyle büyük bir aşkın katiline?

Kendi ellerimle doğmadan nefesini kestiğim sevdamın acısını

Nasıl dindirebilirim ki?

Nasıl sökebilirim seni kalbimden?

Sen başkalarına sarılırken, sevdalanırken

Nasıl nefret etmeyeyim ki ben kendimden, yetersizliğimden…

Belki de ben olacaktım şimdi kollarında ben ben olmasaydım eğer…

Standart
Uncategorized

YKS Nasıl Geçti, Nasıl Bir Sınavdı?

“Bir şeyi çok istemek, onun senin için en iyisi olduğu anlamına gelmez.” demişti bana bir keresinde anneannem hiç ses çıkarmamıştım. Çünkü bana göre bir şeyi çok istemek onu hakketmektir ve eğer bir şeyi hakkediyorsan, onu kazanmalısın.

Kendime bile itiraf etmek istemesem de başarıya saplantılı bir insanım ben. Bunun beni ne kadar yorduğunu farkına varsam da vazgeçecemiyorum işte. Öyle görmüşüz, öyle büyümüşüz. Ailemdeki her fert, etrafımdaki hemen hemen herkes istediğini elde ederken, benim aksini yaşamam yakışık almaz.

Öyle olmadı ama… Her ne kadar sınavdan önce ve sınav esnasında elimden geleni yaptıysam da sonucum beklediğim gibi olmadı.

Standart
deneme, edebiyat, serbest, Uncategorized

Miş Miş… Bir Ömür Boşa Geçmiş

Anlarsın ya bazen, yavaş yavaş… Onca insan için yaptığın onlarca şey boşaymış, sen onları yanında zannederken aslında hepsi karşındaymış, onların mutluluğu senin mutluluğunken; senin mutluluğun önemsizmiş, yaptığın onca maddi ve manevi yardım başarısız bir projeye tonlarca para hibe etmekten farksızmış ve belki de en kötüsü de bütün bu yanlışların bir gün sana doğruyu seçmeyi öğreteceğine inanmakmış. Çünkü insan bütün bunları bilmediği için değil, son bir kez daha ümit etmek için yaparmış.

Bu hayatta sadece hakkedenlerin mutlu olduğuna inanmak istermiş, kendisi bir türlü bulmayı beceremese de aşkın kendini bulacağına inanırmış, sevgisizlikten 4 odası da buz kesermiş kalbinin, acı acı iç çekermiş bazen bir sonraki Nefesin mutlu olacağına inanarak. Hep aynı naif hataları yaparmış bu insan… Etrafındaki herkesi kendisinden daha çok severmiş, yanlış olduğunu bile bile de huylarından vazgeçmezmiş. Mutlu olmayı en çok o isterken, herkesten mutsuz olurmuş. Sonrasında pişman olurmuş bu insan. Ama bu şekilde yaşamaktan da farklı bir yol bilmezmiş…

Bir sonraki darbenin nereden geleceğini iyice öğrendiği için gözlerini sımsıkı yumarak beklermiş, hayattan bütün beklentilerini kaybetmiş, ümitsiz ve çaresizmiş…

Standart
aşk, deneme, edebiyat, serbest, Uncategorized

Hayaller ve Aşk

Hiçbir zaman aşık olamamış, aşkı baktığı hiçbir delikte, kaldırdığı hiçbir taşın altında bulamamış birinin gözünden yazıyorum bunları. O yüzden aşk gerçekten var mıdır yok mudur hiçbir fikrim yok.  Aşık insan nasıl hisseder, dünyayı nasıl görür yine bilmiyorum. Hayallerimden, aşkı çıkardığımda, aşık olma arzusunu benliğimden söküp attığımda geriye ne kalır pek emin değilim.

Peki ya nasıl oluyor bu, insan nasıl denk gelebiliyor aşka? İlk karşılaşma, tanışma… Nasıl hiç tanımadan,bilmeden böylesine yoğun hisler karşılıklı yaşanıyor?

Nasıl layık olabilirim aşka? Öylesine yalnız hissediyorum ki bazen, yüreğim öğlenin kavurucu sıcağında yalnız başına savunmasız kalmış irili ufaklı taşlar gibi paramparça, O kadar kızmış ki yüreğim, o kadar sıcak ki hislerim ne hissettiğini sormak için bile dokunamıyorum kalbime…

Standart