Uncategorized

Hayat Upuzun Bir Yoldur Kimi Zaman Yokuşlu…

Hayat upuzun bir yoldur.” der şair. Kimi zaman Arnavut kaldırımlı taşları yerinden oynamış, pürüzlü ve engebeli bir yol, Kimi zaman ise tırmanması imkansız gibi gözüken dimdik bir yokuş… O yokuşun sonu belki de dünyanın en güzel manzaralı tepesine uzanıyordur, belki de ucu bucağı olmayan bir uçuruma. Ama işin sırrı da budur ya yokuşun sonunu asla öğrenemezsin. Her attığın adım aslında bir sonraki içindir, aldığın her nefes aslında sorumlulukların yükü altında kaybolmaktır.

Tam bu noktada bir daha söze girer şair,”Hayat bombok bir yerdir. Sen üzerinde debelendikçe daha da çok kirletir seni.” der. “Benden sana tavsiye genç! Daha yolun başındasın, yolun nerede biter, nerede sapar bilmiyorum. Şu an dirayetlisin evet, hayallerin var ama gün gelecek o kadar yorulacaksın ki geriye ne hayal ne de ümit kalacak. Sadece durmak isteyeceksin. Bir an için durup bir hayli yorulmuş ciğerlerinin ellerinden geldiği kadar kuvvetli bir nefes alıp yaşadığın hayatın keyfine varmak isteyeceksin. Onca mal mülk arasında hatıraların elle tutulur tek servetin olacak belki de. Her gün kah buruk bir tebessümle hatırlayacaksın geçmişini kah keşkelerle… Ama keşke demekle hayat geri gelmez. Bir sonraki adımı hesaplamakla hayat geçmez. Bir sonrakini hesaplasan, hadi ondan sonrakini de hesaplasan dünyanın en kudretli adamı da olsan ondan sonrakini bilemezsin. Bilseydim seçmezdim…

Bana bir hayat daha verseler bu sefer mutlu olurdum. Çocukluğuma geri dönsem mesela, büyüyünce ne olacaksın, diye sorsalar bana “mutlu olacağım.” demek isterdim. Hayatın önüme dizdiği bütün engelleri bir güzellik olarak görebilmeyi isterdim. Gençliğime bir tavsiye verebilseydim en büyük hayalinin kendisi olmasını söylerdim. Hangi meslekle mutlu olacaksa onu seçmesini, okumakla işle uğraştığı kadar kendisine de vakit ayırmasını öğütlerdim. Çünkü her insan keşfedilmemiş bir kıta gibidir. Hangi güzelliklerin bizi beklediğini, altında ne kadar değerli şeylerin yattığını onu keşfetmeden bilemeyiz. O yüzden işe kendini keşfetmekle başla! ”

Genç sabırsızca böler yaşlı adamı:

– Az önce dünyanın yaşanmaya değmeyen pis bir yer olduğunu söylemiştiniz, şimdiyse yaşamaktan dünyanın en kıymetli hazinesiymişcesine bahsediyorsunuz?

Yaşlı adam kafasını yavaşça yere eğer ve bir süre öylece durur. Gencin sabırsızlandığını fark edince yavaş yavaş doğrulur. Yüzünde kederli bir tebessüm vardır. Gence uzun uzun bakar.

– insan sahip olduğu bir şeyin kıymetini bilemez. İşimizden memnun değilizdir, arabamız eskimiştir, oturduğumuz ev yeteri kadar yeni ve büyük değildir belki de. Bunların gereksiz düşünceler olduğunu biliriz ama bir dürtü, içimizdeki şeytan zorlar bizi böyle düşünmeye. Elimizdekinin kıymetini bilmemizi imkansız hale getirir.

İşte bu noktada kendi içinde kurduğu mahkemede kendini savunmaya başlar insan. Dünya iğrenç bir yerdir ve var olan her şey toksik bir etki yapmaya başlamıştır yüreğinde. Bütün hataları bu yüzden yapmıştır. Halbuki bu toksik etki dünyanın pisliğinden değil boşuna harcanmış güzel günlerin zehrindendir bilmez.

O yüzden bir yetişkine sorarsan dünya bombok bir yerdir. Güzel olan her şeyi boğan bir bataklık… Ama benden sana ufak bir sır evlat! İnsanı içerisine çeken bu bataklık kendi zihninden başka bir şey değildir. Bir kere kendini kurtardın mı kendinden, dünyaya geldiğin günden beri zoraki bir şekilde sırtına yüklenen yükten, bir kere karar verdin mi hangi yoldan yürüyeceğine, işte o zaman hep gözün açık olsun! Adımlarını saymayı bırak ve kaldır kafanı. Güven bana, dünyanın en güzel manzaralarını karşında bulacaksın.

Bu kez susan taraf genç olur. Yaşlı adama nazik bir şekilde veda eder. Az önce duyduklarını sindirebilmek için adımlarına bakmamaya çalışarak eve doğru yol alır…

Reklamlar
Standart
Uncategorized

Aykırı

Geceleri bir türlü gelmeyen,

Sabahları da bir türlü gitmeyen uyku gibisin

Nasıl sahip olacağım sana, nasıl ayılacağım senden bilmiyorum.

Anlayacağın ne senle ne de senisiz olamıyorum.

Uzatma arayı yine gel…

Gel de dünyam aydınlansın.

Standart
Uncategorized

Sen Benim Şarkılarımsın

Nasıl kalkabilirim bu aşkın altından, nasıl başkasına sana baktığım gibi güzel bakabilirim bilmiyorum… Belki bir daha yüzünü görmek bile kısmet olmayacak bana, beraber bir geleceğimiz yok biliyorum. Ama yapamıyorum işte ne seninle olmaya becerebildim ne de sensiz olmayı. Her şarkıdan, her güzel sözden, hatta mutluluktan bile kaçtım, belki seni hatırlatırlar diye ama ben kaçtıkçta sana sürüklendim.

Kıyıya vurmuş küçük çakıl taşları gibi ben hep senin sahillerinden parçalandım. Neydim, ne olacaktım. Nasıl sevdim… sıcak bir yaz gecesi kuma yazılmış bütün “seni çok seviyorum” lar gibi bir bir silindiler belleğimden. Tek bir şey kaldı geriye: sevgim… Dalgaların bastırdı heyecanlı sesimi ve sana söyleyemedim ama şimdi bilmeni istiyorum. Ben seni çok sevdim. O kadarki en büyük parçamı sende bıraktım, hiç sorgulamadan kabul ettim senin olmayı, sen beni hiç istemesen de varlığım belki senin için hiçbir şey ifade etmese de, belki bir gün başka bir kadın yakarsa canını ve sıcak bir yaz akşamı kaçarsa uykuların, yalnızlık korkusu kurcalarsa aklını, ansızın bir keder dolarsa içine bir sonraki meltemle; bil ki ben oradayım. Cildini okşarsasına geçen ılık yaz melteminde…

Belki bilinçli olarak oyalanırım dudaklarında son kez dokunmak için sana. Sana ait olan ve hissedemediğim her şey için. Bir anlığına duraksarım ve sen anlarsın her şeyi…

Belki de layık olamamıştın seni seven o güzel kadına. Tıpkı benim layık olamadığım gibi sana.

Standart
aşk, deneme, Uncategorized, şiir

Aşkta Empati Yoktur

Bir insan; sevmek ister, doyasıya aşkı yaşamak, yeryüzündeki en “naif” duyguları, en saf, en pür hisleri hissetmeyi…

Ama bir insan hissetmekten çok hissedilmeyi arzular. Aşık olmaktan çok başka birinin yüreğine ateş olup düşmek ister. Tatmin olur bundan. Başka birinin uykularını kaçırdığını bilse bile sadist bir zevk duyarak karşısındakinin ızdırabını sürdürmeye devam eder belki de. Çünkü aşk acısı kendimiz yaşarken ne kadar ağır gelse de yürekle ilgili meselelerde empati olmaz. Kimse kimseye acıyıp da aşık olamaz. Aşk bir ten uyumudur, kimyasal bir şeydir ve tedaviside de acısı da kişiye mahsustur. Yan etkisi ise kara geceler boyu uykusuzluk…

Sevilmek güzel bir şey midir bilemem, hiç yaşayamadım. Ama şunu söyleyebilirimki eğer gerçekten sevmiyorsanız sevmek çekilecek çile değil (!)

İyi bilirim sevmeyi, öylece uzaktan uzağa… Dudaktan kalbe değil belki ama içten gelen bir şekilde. Yalandan aşk şarkılarıyla değil, yüreğimden kan damlaya damlaya yazdığım şiirlerle… Seni gördüğüm, beraber olduğumuz günler boyunca değil belki ama seni düşlerken uykusuz kaldığım her gece sevmeyi biraz daha öğrendim ben.

Aşık olmak, her gün kalbine ufacık bir jiletle kocaman yaralar açmak gibi bir şey. Canın acıyor, çok acıyor. Ama bundan zevk alıyorsun. Özlüyorsun ama özlem bile değerli geliyor sana. Pişman oluyorsun ama sevdiğin için değil, onu ne kadar çok sevdiğini bir türlü cesaret edip de dile getiremediğin için. Kendini zorla bir sevdanın içerisine mahkum ettiğin ve onsuz geçirdiğin her gece için. Beraber bir geleceğiniz olmadığını bildiğin için… Her Şey Seninle Güzel

“Beklenmedik bir anda ayrılık gelip çatsa,

Seninle paylaştığım tek bir gün yeter bana. ”

Standart
Uncategorized

Ne Zaman?

Ne zaman bu kadar çaresiz olduk? Uykuya dalma yeteneğinden bile aciz?

Ne zaman aklımıza takılan, söyleyemediğimiz her şeyi ancak gecenin karanlığına sığınıp da uykuları ziyan, kendimizi perişan edene dek tekrar edecek kadar cesaretsiz olduk? Ne zaman bu kadar şey birikti içimizde? Nasıl bu kadar mutsuz oldum?

Yanlış yaptığım her şeyi farkına varmama rağmen düzeltmeyerek kendime çektirdiğim acı acaba bir çeşit gizli intikam mı?

Bu kadar sevip, bu kadar aşık olup da suskunluğu tercih etmem; gözlerin gözlerime değerken yüreğimi senden vazgeçirmeye çalışmam nafile mi?

Peki ya zorla rüyalarıma sokmaya çalışmam seni? Sanki yatmadan önce düşündüğüm son şey olursa varlığın bütün gece ısıtıcakmış gibi beni. Nafile… Hayalin ancak daha da donduruyor zihimi. Geceye küsüyorum her gece aklıma düşürdüğü için seni, ama ben küstükçe geceye kayboluyorum karanlığında… Daha da tutsak kalıyorum, boğulurcasına…

Umuttan yapılmış paslı zincirlerle boğuyor beni her şafak. Her karanlığın ardından bir aydınlık geldiğini söylüyor. Ama bilmiyor ki her aydınlığın arkasından da bir karanlık gelir…

Standart
deneme, Uncategorized, şiir

Bir Bahar Akşamı

Bir bahar akşamı gibidir yaşamak,

Hafif esintili,

Kimi zaman yağmurlu…

Tenime çarpan yağmur damlalarıyla ıslandı gözlerim

Yine…

Bir bahar akşamında,

Rahat bırakmıyor özlemin

Tatlı bir meltem eserken

Ulu tepelerden,

Kalbim hep seni arıyor,

Dur durak demeden…

Her esişinde rüzgar

Alıp götüreceğine sevdanı benden

Daha da derine gömdü kalbimde

Biliyor musun,

İstemeden…

İstemeden sevdim ben seni,

Başıma gelecekleri bilmeden.

Standart
aşk, deneme, Uncategorized, şiir

Bazı Yalnızlıklar Kalabalıktır

Yalnızlık etrafında kaç kişi olduğuyla veya etrafındaki insanların seni ne kadar çok sevdikleriyle ölçülmez. Çünkü yalnızlık etrafında hiç kimsenin olmaması değil, etrafındaki hiç kimsenin seni anlamamasıdır. Seni gerçekten seven insanlar olsa da çevrende, Hiç birisi ulaşamamıştır yüreğine. Ne hissettiğini, neler yaşadığını anlayamadıkları için acına çare de olamazlar. İşte bu yüzden bazılarının yalnızlıkları çok kalabalıktır.

Bin bir türlü dertten yeterince daralmışken üstüne üstüne gelen bir insan seli daha da dayanılmaz kılar bu durumu. O kadar içine kapanır ki insan, o kadar daralır, o kadar bıkar ki her şeyden, kendi yalnızlığıyla bile baş başa kalmaya tahammül edemez artık… Kendisine bile tahammülü kalmamıştır…

Standart